Savaş ŞAHİN

SEO ve Dijital Pazarlama

Morfinsiz Çekilen Düş Sancıları kitabı

Kitabın Önsözü…

Bu kitap, içeriğindeki şiirleri bana yazdıran, acımın, hüznümün, sevinçlerimin, umutlarımın, tebessümlerimin ve varlığımın sahibi Elf’e ithafımdır….

5 yıl evveldi;
Onu tanımadan önce gamlı bir hayvandım. Önüme en umutlu yemeği koysalar burun kıvırır, gidip en berbat, kokuşmuş olan tabaktan yemek isterdi canım. Onu tanımadan önce; ölüme çıkan intihar krokileri çizerdim. Hatta ilkokul resim derslerinde simsiyah bir güneşe selam ederdi Azrail. Çünkü onu tanımadan önce bütün martıları geberttim. Hain evlat kostümümü giyinip her gece, annemi öldürerek kahkahalar atardım. Babamı boğarken yüzüne tükürürdüm bütün eksikliklerimi. Başıma değdirmediği eliyle sıkardım kendi boğazını. Bu yüzden ben katil olmazdım, babam intihar ederdi teoride. Yapayalnız bir orospu çocuğuydum pratikte. Annemi, babamı öldürdüğüm için herkes böyle söylerdi.

Onu tanıdım…
Ağzından fışkıran bir ışık kör etti gözlerimi. Önce onu tanrı sanıp korktum. “Bunca kötülüğe tahammül edemedi ve yeryüzüne indi, şimdi hepimizi sikecek!” Diye düşündüm. Gözlerimi açtığımda bir sihirli değnek değmişçesine ömrüme, artık cinlerimin cennetten çalıp getirdiği yemekleri beğenemez oldum. Ve şarap… Cinlerimin cennetten çalıp getirdiği şaraplar dahi sarhoş etmiyordu hücrelerimi onun varlığı kadar. Ağzımdan pembe buğulu küfürler yayılıyordu insanlığa ve Zeus’tan telgraf geliyordu; “Eros’u işten kovdum, gel hemen başla.” “Olmaz” dedim ona. “Tanrılaşmak istemiyorum. Bir aşkta iki tanrı fazlaca. Ben sadece suni bir köleyim onun varlığı karşısında.” Ağladı Zeus.
Artık canım ölmek istemiyordu ve itiraf etmeliyim korkuyordum ölümden bundan sonra. Geceleri daha başka şeylere soyunuyordu gözlerim, umutlanmalara indiriyordu eteklerini. Umutlanmak, onun gibi birine umutlanmak insanın gözyaşlarını orospu yapabiliyor. Ve memnundum bu durumdan. Bu beni daha azılı kılıyor. Toplumda, eğer istemeyerek orospu olduysanız, masumsunuz ama isteyerek orospu olduysanız sadece bir orospusunuzdur. Yerli yersiz umutlanmalara kucak dansı yapıyordu artık ruhum. Bedenime sahip olabilirdi ama ruhuma daha fazla. Hiç korkmadım. İsteyerek bir orospu oldum. Zaten annemi öldürdüğüm için orospu çocuğu diyorlardı ve orospuluk pek de yabancı değildi kimliğimde yazılı…

5 yıl. Tam 5 yıl tanrıya, o’na, o’nu bana getirebilecek şeylere dualar ettim, yakarışlar, secdeler vs. Sonuç alamadıkça bir mağaraya kapanıp o’nu bana getirecek kutsal ayetler yazmak istedim. Kutsal şeyler yazmaya öykünürken ben suçlu değildim çünkü tanrıya sormuştum; “Birşeyler yapabilir miyiz?” diye. Haberci melek yanıma tekrar döndüğünde dudakları kopartılmıştı. Konuşamıyordu. Ve ben melekçe bilmiyordum.
5 yıl içinde bilime katkılarım kesinlikle yadsınamaz bir gerçek. Kelimelerin aşk ve intihar ile girdiği reaksiyondan şiirin meydana geldiğini ben buldum. Ve Galileo denen puştun ve diğer gökbilimcilerin yalancı olduğunu, gökyüzünde parlayan şeylerin gezegenler ve yıldızlar değil Elf’in gözleri olduğunu ben çıkarttım ayyuka. Ama hiçbir reality programında, hiçbir açık oturumda tartışılmadı bunlar. Tartışılsaydı evreni yeni baştan programlamak, bütün kalıplaşmış bilgileri, klişeleri yıkıp yeniden inşaa etmek gerekliydi. Kimsenin bunu yapmaya götü yemedi. Ben hariç. Ayet konusunda olduğu gibi yine iş bana düştü ve yola koyuldum. Hiç bıkmadan, hiç usanmadan sevdim. Her gün altını değiştirdim, bokunu temizledim, mamasını yedirdim aşkın. Yeri geldi geceleri kutsal kadınların memelerini kopartıp emzirdim sevgimin. Her gün pohpohladım, gazını aldım. Her geçen saniye daha da büyüdü, ‘öküz gibi oldu maşallah.’

Ve 5 yıl anne babalık ettikten sonra evladıma, gerçek bir anne edindim ona ‘Aşk Esirgeme Kurumu’ndan. 5 yıl boyunca istemiştim o anneyi. 5 yıl boyunca gözlemlemiştim. Dişlerimi sökerek, dudaklarımı kopartarak, sinirlendiğimde zarar vermemek adına bütün varlığa, kalbimi duvardan duvara vurarak –ki bu sadece kalbimde EQ geriliğine neden oluyordu ama bu işime geliyordu. Artık ondan başka hiçbir şeyi algılayamıyordum çünkü- kan kusarak, umut ekerek, acı yiyip içerek ulaştım.
Ben bütün bunlara katlandım. Biliyordum, inanıyordum çünkü aşkın kudretine ve o’nun büyüsüne. O sihirliydi. Bütün intiharlarımı sadece varlığıyla çöpe attırmıştı. Bu, gazete kağıdıyla kafasına vurmadan bir köpeğe tuvalet eğitimi vermek gibiydi. O, sadece vardı. Varlığıyla vardı. Eti kemiği ve ruhuyla.

5 yıl sonra o, biyolojik bir bomba gibi düşmüştü hüzünlerimin ve terk edilmelerimin orta yerine. Bütün hüzünler geberdi. Bu artık hiçbir hüzün ekilemeyeceği kalbime ve ekilse dahi doğabilecek bütün hüzünlerin sakat doğarak en sonunda sucuk, kıyma olacağı anlamına geliyordu. Arada bir babam tabutundan çürümüş elini çıkartıp orta parmağını gösteriyordu, kızmıyordum babama. O’nu seviyordum çünkü. Babamı değil ulan, O’nu. “Anlıyorsun değil mi baba?, O’nu seviyorum” diyordum. Babamın eline bıçak saplıyordu şeytan. “Ne kadar ayıp“ diye. Tanrıya yüzümü çevirip; “Görüyorsun işte, iblisine ayıbı öğretecek kadar masum sevdim o’nu” diyordum. Sessiz kalıyordu.
Ve ben, hiçbir ibadetimi gerçekleştirmeden tanrının cennetinde kabul görmüştüm. En güzel ağacın altındaki gölgelikte serinliyorum artık ve serinleyeceğim de sonsuza kadar.
Belki mi? Büyük bir urgan saklıyorum sol cebimde, ne olur ne olmaz. Ve ağaç, ipi boynuma doladığım zaman ayaklarımı yerden kesecek kadar yüksek…

İşte ben, böyle sevebildim. Ya siz?

//Dedde.

DROP A COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir